Dark Souls Oyunu’nun Hikayesi (Lore)

Dark Souls, muazzam derinlikteki hikayesine rağmen, bu hikayeyi oyuncularının gözüne gözüne sokmaz. Hatta bazı kısımları oyuncuların kendi fikrileriyle doldurmasını ister. Bu nedenle, bazı hikayede bahsedilmeyen ama önemli sayılan noktalarda, oyuncular tarafından ortaya atılan bir sürü iddialar mevcut. Ancak oyunu oynarken bizim işimiz bize söylenen kısımla. Bu yüzden oyunda ilerledikçe, NPC’leri buldukça, yeni itemler keşfettikçe bize anlatılan hikayenin derinine ineceksiniz ve belki de sizin de bize söylenmeyen kısımlar hakkında kendinizce bir iddianız olacak. Oyun süresince, eşyaların açıklamalarında ya da NPC’lerin diyaloglarında gördüğümüz bu muazzam hikaye, şu sözlerle başlar:

Antik zamanlarda, dünya sisle kaplıydı ve şekilsizdi. Gri kayalıkların, Koca Ağaçların ve Ejderhaların toprakları…
Ama sonra ateş geldi, ve ateşle birlikte farklılık. Sıcak ve soğuk, yaşam ve ölüm, ve elbette, ışık ve karanlık.
Sonra karanlıktan, onlar geldi, ve ateşin içinde Lord’ların Ruhları’nı buldular.
Nito, ölülerin ilki,
Izalith Büyücüsü, ve onun Kaos Kızları,
Gwyn, Işığın Lordu, ve onun sadık şövalyeleri,
Ve kolayca unutulan, Sinsi Pygmy.
Lordların Gücüyle birlikte, Ejderhalara meydan okudular.
Gwyn’in kudretli yıldırımları onların taştan pullarını delip geçti.
Büyücüler muazzam alev fırtınaları yolladılar.
Nito ölüm ve hastalığı getiren zehirli havayı saldı.
Ve Pulsuz Seath kendi ırkına ihanet etti, ve Ejderhaların sonu geldi.
Ve böylece Ateş Çağı başladı. Ama yakında, Alev sönecekti, ve yalnızca Karanlık hüküm sürecekti.
Şimdi bile, sadece közler kaldı, ve insanlık ışık değil, sadece sonu gelmeyen geceyi görüyordu.
Ve yaşayanların arasında gözüktüler, lanetli Kara İşaret’in taşıyıcıları.
Evet, gerçekten. Kara İşaret, Ölümsüzleri getirdi.
Ve bu toprakta, Ölümsüzler bir araya getirilip, dünyanın sonunu beklerken kilitli kalacakları Kuzeye gönderildiler.
…Bu senin kaderin

Dark Souls dünyasında, bir döngü mevcuttur. Krallıklar yıkılır, çağlar gelir ve geçer, ateş söndükçe zamanın sonu gelir, ateş yeniden canlandıkça zaman da yenilenir. Bu döngüdeki her şey, ya da direkt döngünün kendisi de diyebiliriz biz buna, İlk Ateş’e bağlıdır. İlk Ateş, bu ejderhalarla dolu harabe dünyaya canlılığı getiren, yaşamı getiren şeydir. Sıcağı ve soğuğu, yaşamı ve ölümü ve tabii ki de ışığı ve karanlığı getirmiştir. Bunlar Ateş ile paralel olarak bağlıdırlar; Ateş söndükçe, dünyadaki yaşam ve ölüm gibi farklılıklar sönmeye başlar ve insanlar Ölümsüz -Buradan sonra Undead olarak geçecektir- olmaya başlarlar. Ateşin tamamen söndüğü Karanlık Çağ’ın başı, sonsuz gecelerle, her yerde olan Undead’lerle, zaman, mekan ve gerçekliğin bozulmasıyla, toprak parçalarının parçalanıp birbirleriyle kaynaşmasıyla, insanların canavarlaşmasıyla, dünyanın karanlık ile kaplanmasıyla ve Tanrıların güçlerini kaybetmesiyle doldu. Bunlardan kaçınmak ve Ateş Çağı’nı uzatmak için, kudretli ruhların taşıyıcıları kendilerini İlk Ateş’e “bağlamak” ve diğer bir çağ için yakıt olmak zorundalar. Eğer bu yapılmazsa, İlk Ateş kaçınılmaz olarak sönecek ve Karanlık Çağ başlayacak.

Kudretli Lord Ruhları İlk Ateş’ten alındı ve ejderhaları yenmek, yeni krallıklar kurmak için kullanıldı. Ruhlar, birbirinden ayrılamayacak (ve açıklanamaz) bir biçimde Ateş’e bağlıdır. Ruhlar hayat, hayat ise ateştir. Bu nedenle, ruhlar aynı zamanda da ateştirler. Ateş ve Ruhlar olmadan, yaşam olamaz. Kudretli bir ruhun taşıyıcıları, kendilerini İlk Ateş’e bağlayanlar, Lordlar olarak adlandırılır, ve ateşi kendi ruhlarıyla tekrar kıvılcımlandırarak, yaşamı ona geri döndürürler. En sonunda, bütün yaşamın İlk Ateş’e döneceği barizdir, ve her ne olursa olsun, Ateş Çağı kesinlikle sonlanmış olacaktır.

Dark-Souls

Bir diğer kaçınılmaz olan şey ise insanların bir şeyleri feda etmeden Ateş Çağı’nı devam ettirmeye çalışmaları, bunun için bir yol aramalarıydı, ama her durumda başarısız oldular. İlk Ateş Çağı’nda, Izalith Büyücüsü İlk Ateş’in bir kopyasını yaratmak için kendi büyücülüğünü ve özel ruhunu kullandı, ama feci bir şekilde başarısız oldu. Başka bir İlk Ateş yapmaktansa, Kaos’un Çarpık Alevi’ni oluşturdu. Kendini ve kızlarını birer şeytana dönüştürerek, yaşamda bozukluklar meydana getirdi. Bu şeytanlar kötücüldüler ve yeryüzünde dolaştılar. Gwyn ordusunu toplayıp bu şeytanlarla çarpıştı, ve sonunda onları geri püskürterek Bed of Chaos’a kilitledi. Ateş Çağı’nın neredeyse bittiğini bilen Gwyn, çağlar öncesi sürüngen Kral Arayıcı Frampt’ın rehberliği altında Karanlığı püskürtmek için kendisini İlk Ateş’e sundu. Alevler yeni yaşamın etkisiyle dalgalanırken, Gwyn’i takip eden şövalyeler alevler tarafından yandı ve şimdi yeryüzünde, fark gözetmeksizin saldıran içi boş zırh parçaları olan Karanlık Şövalyeler olarak dolaşıyorlar.

İlk Ateş’le birleşmek için ayrılmadan önce, Gwyn ruhunun parçalarını takipçilerine ve dostlarına verdi. Bunlar Ornstein, Gough, Ciaran ve Artorias, onun ejderhalara karşı dövüşen en güçlü 4 şövalyesi, ejderhalara ihanet edip savaşta kritik bir rol oynayan ve Dük ünvanını alıp araştırmasını yürütmek için Grand Archive (Büyük Arşiv)’ı kurma iznini alan Solukejder Seath, ve Undead şehrini yöneten New Londo’nun Dört Kralı. Bir süre sonra, başka bir primal sürüngen insan krallığı Oolacile’in insanlarını karanlığın içine dalmaları ve kadim insanın mezarını yeryüzüne çıkarmaları için ikna etti. Onların yaptıklarıyla ya da başka yollarla, kadim insan Manus yeniden canlandı. Canlandıktan sonra deliliğe kapıldı ve vahşi Humanity’si (İnsan formunu korumayı sağlar) insanları iğrenç yaratıklara dönüştürdü. Manus, Hiçliğin Babası, sürekli olarak Karanlık yaymaya başladı ve Hiçlik’in büyüme hızını arttırdı. Ve eğer yenilmeseydi, erken bir Karanlık Çağ başlatacaktı. Yenilmiş olsa bile, Oolacile Hiçlik’e karşı yenildi ve sonuç olarak unutuldu. Ve şimdi bu toprakların göçüşü hakkında Oolacile’in Alacakaranlığı, Oolacile Prensesi haricinde hiçbir şey kalmadı.

Gwyn’in en genç oğlu Gwyndolin, Kral Arayıcı Frampt ile birlikte Gwyn’in kumandası altında insanlara önderlik eder. Birlikte, içlerinden birisi Asylum Şeytanı’nı öldürüp kaderini gerçekleştiren seçilmiş kişi olur umuduyla sayısız Undead’e ev sahipliği yapması için dev sığınaklar inşaa ettiler. Undead’ler Uyanış Çanları’nı çalıp, Lord Kazanı’nı (Lordvessel) ele geçirip, Gwynn’in Ruhunu taşıyanları öldüreceği, ve bu ruhları İlk Ateş’in Fırını’na giden yolu açacak olan Lord Kazanı’na koyacakları bir göreve yollandılar. Ve bunu yaparak, doğal olmayan Undead’lere gerçek ölüm verilecek ve biri gelip yerine geçene kadar, İlk Ateş’e bağlanmış Undead canlı ve farkında olarak yanarken, yaşayanlar diğer bir yüz yıl boyunca Ateş Çağı’nın keyfini çıkarabilecek.

Daha fazla içerik için tıkla!

Bizleri instagram üzerinden takip edebilirsiniz